İstanbul / Ataşehir Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) Tecrübem

Öncelikle kendimden bahsedeyim. Doğuştan Cerebral Palsy hastasıyım, ortopedik engelim mevcut. Lise 2'den bu yana da uzaktan sistem yönetimi ve desteği üzerine çalışmalar yapmaktayım. Lise yıllarında ilk tescilini yaptığım zamanında sistem yönetimi ve kodlama üzerine blog paylaşımı yaptığım şimdilerde ise yoğunluğumdan boş tuttuğum alan adımı uzun bir aradan sonra bu sefer sizlere bir hayat tecrübemi aktarmak için kullanmaktayım.

İlkokula başladığımdan bu yana, son 6 yıla kadar herhangi bir destek almamıştım. Yaklaşık 6 yıldır, bu kurumdan aldığım özel eğitim değerlendirme raporu sayesinde bir rehabilitasyon merkezinden fizyoterapi hizmeti alıyordum.

Yedi ay önce rapor yenileme dönemim geldi. Eskiden raporlar yıllık olarak yenilenirken, bu kez önce 6 aylık verildi. Geçen ay yeniden değerlendirmeye gittiğimde ise artık uygun bulunmadığım belirtildi.

Şu anda 30 yaşıma yeni girdim. Aldığım destek sayesinde yürüteçle hareket etme imkanım artmış (yürümek denemez, kollarım ile kendimi sürüyorum), ayrıca elden kontrollü özel tertibatlı bir araç kullanabilir hale gelmiştim. Bu gelişmeleri beni değerlendiren kişilere, hatta yazımın devamında bahsedeceğim itiraz dilekçemde büyük bir sevinçle kendim bildirmiştim.

Ancak ailemle aynı binada, ayrı bir dairede yaşamam ve bir işe sahip olmam, ilettiğim gibi bunları ben belirttim; değerlendirmeyi yapanların gözünde “bireysel özgürlüğe sahip” bir kişi olduğum anlamına gelmiş olmalı ki, raporum uygun bulunmadı ve fizyoterapim kesildi.

Bu kararın, beni gerçekten değerlendiren kişilerden değil; beni hiç görmeyip, çayını yudumlayarak oylayan ve okuduğu evrak üzerinden karar veren kişilerden çıktığı aşikar.

Demem o ki, özel eğitim değerlendirme raporları fayda ve gereklilik durumuna göre değil; kişisel kıstaslara göre değerlendiriliyor. Bu nedenle, aynı şartlarda bir başkasının faydalandığı bir hak, kurumun memur ve öğretmenlerinin takdiriyle size uygun görülmeyebiliyor.

Görüşmelerde, kendilerince belirledikleri kriterlerin hiçbirini karşılamayan kişilerin tedavi almaya devam ettiğini söylediğimde — ki bu kriterler herhangi bir mevzuata dayanmıyor, yalnızca kendi şubelerinde uyguladıkları keyfi bir filtreleme sisteminin sonucu — “Başka bir şube verirken biz vermeyebiliriz.” cümlesini büyük bir özgüvenle dile getirdiler.

Bu değerlendirme kararlarını hangi talimat veya karara dayanarak aldıkları belirsizken, çözüm arandığında yönetim ve memurlar konuya adeta kurum dışından bir üçüncü şahıs gibi yaklaşıyor.

Şuan Türkiye'nin her yerinde bir yaş veya ekonomik bir kıstas olmaksızın benden daha ağır, daha hafif engele sahip her yaştan insan benden uzun süredir tedavisini sürdürmekte ve raporunu yeniletmektedir.

Beni ve durumumu gören MEB bünyesindeki hiçbir yetkili de konuya anlam veremedi.

Mevcut kadrosuyla herhangi bir konuda yapıcı ya da çözüm odaklı bir tutumdan uzak; kararlarını nesnel gerçeklikler yerine kişisel düşünce ve değerlendirmelere dayandıran, hatalı sonuçların çözümünde ise yönetmelikleri siper eden bir kurum durumundadır.

2+2’nin 4 etmediği bir düzen hakim. Kuruma giderken şunu bilin: Devlet kurumu olması sizi yanıltmasın; engelli olsanız bile kimse gelen bireyin faydasını ya da toplumsal eşitliği gözetmeyecektir.

Olumsuz bir sonuca doğrudan itiraz edip, “Hemen detaylı açıklayan bir dilekçe yazarım, kanıt sunarım, yine hakkım olan raporu alırım.” diye düşünmeyin; unutmayın, bu kurumda 2+2 her zaman 4 etmiyor. :)

Sonuçta yine “4 değil, 5 çıktı.” denilerek sistem size altı ay kapatılabiliyor.

Tedavimi sürdürmem dışında bana hiçbir maddi faydası olmayan, rehabilitasyon kurumuna aylık 8 seans için rapor ile ödenen son tutarı da 6.710 TL olan destek, hayata "kısmen" uyum sağladığım ve yine "kısmen" insan gibi yaşadığım düşünülerek sonlandırıldı; iyileşmek, bu sistemde bir gerekçe değil, adeta bir suç çünkü iyiye gitmek, onların gözünde artık “fazla"

En az vergi ödediğim aydaki tutar, bu tutarın üç katından fazladır.

Yaklaşık on civarında psikolojik danışman, özel eğitim öğretmeni ve uzmanın görev yaptığı, toplamda yirmi kişilik bu kurumdan kimse, “Barış Özay, bu konu için gerçekten çaba gösteriyorsun; gel bir konuşalım. Altı ay bloke neden oldu? Bu karar neden alınmış? Belki gelecek için bir çözüm bulabiliriz; bulamazsak en azından bir tespit yapmış oluruz. Acaba biz mi haksızız, yoksa sen mi?” demedi. Ne yazık ki bizler, onların gözünde önemsenmeye değer görülmüyoruz.

Üstelik Instagram hesaplarında (@atasehirram) da görebileceğiniz üzere, kendi aralarında sık sık güle eğlene “pozitiflik” saçarak psikolojik destek, iletişim ve empati temalı eğitimler düzenleyip dış dünyayla bu kadar kopuk kalmaları, kurum içindeki durumun ironisini açıkça ortaya koyuyor.

Cerebral palsy bu şekilde sihirli bir değnek değmiş gibi iyileşebilecek bir hastalıkta değil, hoş kararı verenlerin bu konu da fikri olduğunu veya konunun iyileşme olduğunu da sanmıyorum.

Hakkımı Savunmamdaki Hukuki Gerekçeler;
*T.C. Anayasası m.10 – Eşitlik İlkesi
*T.C. Anayasası m.42 – Eğitim Hakkı
*5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun m.4, 15, 16
*MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği
*Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi (CRPD) m.24
*İdari İşlemin Sebep, Konu, Amaç Unsurları
*İdarenin Takdir Yetkisinin Kötüye Kullanılmaması İlkesi
*Danıştay içtihatları (E:2016/…, K:2017/… – “İdarenin takdir yetkisi keyfi kullanılamaz”)

Engelli bireyin iyileşme/bağımsızlaşma çabasının cezalandırılması, eşitlik ve fırsat eşitliği prensibine aykırıdır.

Kurum aralıksız aksini iddia etse de rehabilitasyon kurumlarının teşhis ve tedavi verme yetkisi ve yeteneği olmadığı için değerlendirme raporsuz kayıt almaları yasak. Bu sebeple bu bedeli kendimde verecek olsam rapor olmadan tedavi alamıyorum.

Özel fizyoterapi kurumlarında bu tutar aynı şekilde aylık 8 seans için 15.000 - 30.000 aralığındadır.

Sağlık bakanlığına yönlendiriyorlar orası da sadece 30 seans hastane içinde veriyor, park yeri yok. Bulsan yandaki arabadan kapınız açılmıyor. Açılsa ilgili tedavi odasına 500-1000m'ye varan mesafeyi walker ile gitmem mümkün değil. Her gün sandalyede itilmem de mümkün değil.

Doğuştan %80’in üzerinde raporu bulunan bir cerebral palsy hastası olarak, fizyoterapi almamı sağlayan özel değerlendirme raporumun yenilenmemesi, hiçbir geçerli gerekçeye dayanmıyor.

Yaptığım itiraz da reddedildi. Şimdi, sistemdeki altı aylık bloke nedeniyle randevu alamayacağım ve büyük olasılıkla, her şey güzel giderken yeniden gerileme yaşayacağım çünkü gittiğim kurumun hem ulaşılabilirlik hem tedavi alanı anlamında pek alternatifi yok.

İl müdürlüğünden, bakanlıktaki daire başkanlığına kadar görüştüğümde bu süreyi kaldıramayacaklarını ancak gelecek değerlendirme sürecinde iletişime geçmemi ve takipçisi olacaklarını ilettiler.

Böylelikle hayatımın minimum 6 ayı, kendince devletin çıkarlarını savunduklarını düşünen bazı "iyiler" tarafından hiç edilmiş oldu.

Süreçte ki tek iyi şey yardımcı olamamış olsa da İstanbul İl Milli Eğitimden Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Şubesi Müdürü Gökay Tuncer beyle tanışmamdır, her şeyden önce iyi bir insan ve devlet adamıdır. umarım çok daha iyi yerlere gelir.

— John Rawls'un ünlü eseri A Theory of Justice kitabının giriş kısmında yazdığı gibi
"Adalet, toplumsal kurumların ilk erdemidir."

Ama bazı kurumlarda, erdemin değil keyfiyetin hükmü sürer.

Saygılarımla.